TURK SOLUNUN FELSEFI VE EKONOMIK POZISYONU HAKKINDA DUSUNCELER 11 subat 1997 turkiye cumhuriyetinin siyasi arenasinin belki de daha once hic gorulmemis bir karisiklik icinde bulundugu su gunlerde, turk sol hareketinin icinde bulun- dugu durum uzerinde dikkatle dusunmek kanaatimca liberal veya sosyalist olsun, muhafazakar veya islamci olsun butun turk siyaset ve sosyoloji merak- lilarinin onemli bir gorevidir. turk solunun kirk yildir bir turlu iktidara gele- memesi ve dogu avrupa sosyalist rejimlerinin cok kisa bir surede hic beklenmedik bir sekilde cokmesi turk solunun gecmis ve gelecegini dikkatle irdelemesini gerekli kiliyor. bu yazida bir yandan sol dusuncenin dunyada ve turkiye'de gecirdigi evrimi gozden gecirmek, bir yandan da turk solunun ekonomik paylasim sistemi ve devletin toplum icindeki yeri hakkindaki ter- cihlerinin sonuclarini irdelemek istiyorum. sol dusunce son iki yuz yildir once avrupa'da sonra da dunyanin diger yerler- inde, mevcut rejimlerin eksik ve yanlis taraflarinin saglam taraflarindan daha fazla oldugunu ve insanlara daha adil ve mutlu bir yasam saglanmasi icin sos- yal sistemde onemli degisiklikler yapilmasi gerektigini savunan gorustur. buna karsilik `sag' olarak adlandirilan gorusler eksik ve yanlislari olsa da, mevcut dunya duzeninin icinde kalarak yapilacak iyilestirmelerin rejim degisikliginden daha faydali olacagini savunagelmislerdir. dini yada milliy- etci radikal hareketler ise bu iki temel akimin arasinda gidip gelmislerdir. zaman icerisinde soylemleri ve eylemleri koklu degisikliklere ugramissa da, dunya sol hareketinin temel felsefesini toplumculuk, evrensel insani deger- lere saygi ve sosyal adalet olarak ozetleyebiliriz. gecmiste bircok sosyalist ve komunist rejimin icraati bu yonden sapmistir, ama sol felsefenin ideolojik temelleri hemen hemen hic degismemistir. tarih boyunca sol hareketlerin siyasi sistem icerisindeki konumunu devletin ekonomik ve sosyal yasam uzerindeki rolune iliskin tercihleri belirleyegelm- istir. dunya siyasi sahnesine baktigimiz zaman sol hareketin son iki yuz yil boyunca iki onemli safhadan gectigini goruruz. on dokuzuncu yuzyili kap- sayan 1.safhada buyuk olcude devlet mekanizmasinin ve guc odaklarinin dis- inda olan sol hareketler sivil toplumcu, devlete acikca muhalif, halkci ve ademi merkeziyetciydiler. 1815-1914 arasinda avrupanin pek cok ulkesinde sosyalist partiler liberal ve milliyetci partilerle kader birligi yaptilar. sosyalist felsefenin genclik donemi olarak gorulebilecek bu yillarda sol dusunurlerde `devletin bir arac oldugu ve devleti elinde tutan siniflar tarafindan diger sini- flarin alehine kullanildigi' gorusu hakimdi. bu yillarda ne kapitalist nede sos- yalist dusunurlerde devletin toplum hayatinda yada ekonomik hayatta oncu bir rol oynayabilecegi gorusu yoktu. yirminci yuzyilin ilk yarisinda birinci dunya savasi, ardindan gelen buyuk ekonomik buhran ve ikinci dunya savasi dunya felsefi sahnesini kokunden degistirdi ve sol hareketin gelisme cizgis- inde 2.safhayi getirdi. 20.yuzyilin ilk yarisi boyunca 19.yuzyilda hur birey iradesine duyulan inanc buyuk olcude yitirildi. basini unlu kapitalist iktisatci john maynard keynes'in cektigi yazar, dusunur ve arastirmacilarin etkisiyle ekonomide `seyirci devlet' anlayisi yerini `duzenleyici devlet' anlayisina birakti. devletin diger devletlerle savasmak yada kurulu duzenin kurumlarini savunmak yerine sosyal ve ekonomik hayatta onemli bir rol oynamasi geregi kabul gordu. bu yaklasim ilginc bir sekilde muhalif sol aydinlar kadar muhafazakar iktidar sahipleri tarafindan da benimsendi ve sonuc olarak ondokuzuncu yuzyilin `ekonomik liberalizm' ilkeleri birer birer yikildi. temelleri 1870'lerde almanya'daki `refah devleti' uygulamalariyla atilan toplumcu ekonomik politikalar once fransa'ya, sonra ingiltere'ye, sonunda da amerika birlesik devletlerine yayildi. toplumculugun oncu ideoloji haline gelmesiyle birlikte devletin toplumun genel menfaatlerini savunan bir kurum oldugu anlayisi kabul gordu. devlet kavramiyla kamu kavrami tarihte daha once gorulmemis oranda butunlesti. ikinci dunya savasi sonrasi dunya siyasi tarihi kamu menfaatlerine agirlik veren ve makroekonomiyi siki sikiya denet- leyen devletlerin cagi oldu. bu temel degisikligin onemli bir etkisi devlet burokrasisinin gitgide buyuyerek yeni bir sosyal sinif haline gelmesi oldu. vatandaslarin toplam gelir ve refahini artirmayi gorev bilen devletler bu konuya egilen komiteler, bakanliklar, bankalar, sirketler kurdular. bir yandan bu kurumlarda milyonlarca insan istihdam edilirken; ote yandan universite ve diger arastirma kurumlarinda hayatlarini devletin hangi dogru mudahalelerle insanlarin hayatlarini iyilestirebilecegini tespit etmeye adayan bir entellektu- eller zumresi ortaya cikti. yirminci yuzyilin sonuna yaklasildiginda toplumcu devlet orgutlenmesinin getirdigi gelismeler ilginc bir kisir donguye yol acti. devletin ekonomik ve sosyal yonlendirme mekanizmalarinda calisan burokrat ve kamu iscileri git- gide kendi verdikleri kararlarla kendilerini besleyen bir nitelik kazandilar. pek cok ulkede devlet butcesinin hemen hemen tamami maaslar, sosyal yardim ve sosyal guvenlik harcamalarina ayrilir oldu. topluma yon verici bir kurum olmasi hedeflenen devlet sonunda fazla buyuyerek baslangicta hede- flenen fonksiyonlarini kaybetti. bir yandan etkinligini yitirirdi, diger yandan da toplumun ekonomik uretim kapasitesi uzerinde buyuk bir yuk olusturmaya basladi. ondokuzuncu yuzyil ve oncesinde gorulen, kucuk fakat guclu grupla- rin devleti ele gecirip kendi menfaatleri lehine kullanmalari sorununun yerini devlet siyasetci ve burokrat sinifinin kendi cikarlarini korumak icin devletin gelir ve kaynak dagitim mekanizmalarini kullanmalari sorunu aldi. 1996 turkiye'sine baktigimizda, hem ondokuzuncu yuzyil, hem de yirminci yuzyil avrupasiyla benzerlikler goruyoruz. ancak maalesef gunumuzdeki turk siyasal yapisi hem ondokuzuncu yuzyil, hem de yirminci yuzyil avrupasinin devlet anlayisinin olumsuz yonlerinin bir sentezinden olusuyor. on doku- zuncu yuzyil devletleri kucuk ve masrafsizdilar, ancak sosyal ve ekonomik alanda toplum hayatini iyilestirici gorevler ifa etmekten de acizdiler. yirminci yuzyil devletleri ise faydali birtakim isleri basarmalarina ragmen asiri buyuk, daginik ve pahalidirlar. turkiye cumhuriyeti devleti su anda hem buyuk, daginik ve pahali, hem de toplum icerisinde dengeleyici ve yon gosterici bir fonksiyondan cok uzaktir. devletimiz yirminci yuzyilda gelismis ulkelerin gecirdigi saydamlasma, demokratiklesme ve halka inme asamalarindan gec- meden cok sayida insan istihdam eder konuma gelmistir. bu nedenle bir yan- dan buyuklugu ve agirligiyla ekonominin gelisme potansiyelini sinirlamakta, ote yandan da toplumun genelinden iktidar partisinin taraftarlarina adaletsiz kaynak transferine aracilik etmektedir. vergi toplamak, egitim vermek, cevreyi korumak, adalet ve asayisi saglamak, vatandaslarinin onur ve men- faatlerini ulke disinda korumak gibi asli vazifelerini yapmamakta, yapama- maktadir. turk siyasetinin gundemini ithalat, ihracat, faizler, doviz kurlari ve tesvikler isgal ederken egitim, saglik, cevre ve bayindirlik meseleleri arka planda kalmaktadir. devlet mekanizmalarinin toplum icindeki konum, gorev ve yetkilerinin en onemli siyasi tartisma konusunu olusturdugu su gunlerde ideolojileri itibariyla devlete sahip cikma ve devleti etkin ve yararli bir sekilde orgutleme iddiasi icinde olan sol partilerin gitgide guc kaybetmeleri demokrasimiz acis- indan sagliksiz bir gelismedir. entellektuel birikimlerinin sag partilerden ustun oldugunu savunagelen sol partilerin bugunku ortamda devletin toplum icindeki ekonomik rolunu islah edecek bir toplum projesi ortaya koyamama- larinin nedenlerinin dikkatle arastirilmasi gerekir. kanimca bu eksikligin nedenlerini 1946'dan 1990'a kadar turk siyasetinin ana temasini olusturan chp/dp mucadelesinin temel ozelliklerinde aramak gerekir. chp/dp mucade- lesinde iki tarafin soylem ve icraatlari birbirinden ayiran farklar genellikle ekonomik uretim ve paylasim duzeninin kurallari yada devletin toplum icindeki konumu konularinda olmamistir. yillar boyunca turkiye'yi idare etmis olan degisik hukumetlerin politikalarina bakildiginda uluslararasi entellektuel akimlara paralel bir sag/sol yada bireyci/toplumcu karsitligina rastlamak olanaksizdir. turkiye'deki kamu iktisadi tesekkullerinin cogunu lib- eral goruslu demokrat parti ve adalet partisi yaratmis, devletin personel sayisi da en cok devleti kucultme hedefini dilinden dusurmeyen merhum turgut ozal doneminde artmistir. buna karsilik sosyal demokrat hareketimiz ozel sektoru tesvik etmekte merkez sag partilerden asagi kalmamis, toprak reformunu bir turlu gerceklestirememis ve insan hak ve hurriyetlerini savunmada yeterince mesafe katedememistir. gercekten de sag ve sol egilimli siyasetcilerimize baktigimizda sadece cuma namazina gidenler-gitmeyenler, anadolu sivesiyle konusmaktan utananlar-utanmayanlar ve kurtce kaset ve plak satilmasina karsi olanlar-olmayanlar gibi basit farkliliklara rastlayabiliyoruz. belirgin bir politika farkliligi olmayinca da populizmi daha rahat kullanan, pragmatizme daha siki sarilan ve halkla butunlesmeyi basarabilen merkez sag partiler daha basarili olmuslardir. ilginctir ki bugun toplumsal siniflar arasi ekonomik pay- lasim mucadelesi sag ve sol partiler arasindaki rekabet yerine sag partilerin kendi aralarindaki rekabette yansitilmaktadir. bir zamanlar populizm, devlet kapitalizmi, anti-komunizm ve dine karsi tolerans noktalarinda birlesen anap ve dyp tabanlari bugun cetin bir ekonomik paylasim ve siyasi guc mucade- lesine girmisken, sol partiler geleneksel tabanlarinin bir kismini hadep, mhp ve refah partisine kaptirmislardir. turk solunun devlet orgutlenmesi ve ekonomik politika alanindaki tutumunun zaafina en ilginc orneklerden birini ozellestirme konusu olusturur. turk sosyal demokrat partileri yillardir felsefi, siyasi ve hukuki alanda ozellestirmeye ellerindeki butun olanaklari kullanarak karsi cikagelmislardir. turk devlet sisteminin bugunku yapisina bakildiginda bu tutumun nedenini anlamak old- ukca guctur. `kamu' ve `toplum yarari' konusunun pek te yerlesmemis old- ugu ulkemizde devlet mali iktidarda olan partinin yoneticilerinin tasarrufundadir. hatta adeta basbakanin sahsi mali olarak kullanilmaktadir. bu durumda ne kadar adaletsiz de olsa bir ozellestirmenin turk vatandaslarinin menfaatlerine aykiri bir karar oldugunu soylemek kanimca biraz fazla hayalci bir tutumdur. bunun yerine sosyal demokrat partilerimiz buyuk sanayi ve altyapi tesislerinin mulkiyetinin halka daha adaletli sekilde yayilmasina yonelik bir alternatif ozellestirme arayisi icine girebilirlerdi. sol dusuncenin temeli toplumda sosyal adaleti saglamaktir. eger bir ulkede devlet mekaniz- masi sosyal adaleti bozucu bir yonde calisiyorsa, sosyal demokrat partilerin gorevi devletin gucunu azaltmaya calisarak devleti kontrol eden cikar grupla- rina karsi `kamu' yararini savunmaktir. devlet sektorundeki sanayi ve altyapi sirketleri itibarli ve profesyonel yabanci sirketlere, yerli sermayeye yada isci sendikalarina satilarak, hatta dogu avrupa'da oldugu gibi vatandaslara bedava hisse dagitilarak bile simdiki durumdan daha adaletli bir mulkiyet duzeni saglanabilir. fakat bugun sol partilerimiz ozellestirme konusunda ilginc fikirler ortaya atarak siyasi gundemi ele gecirmek yerine sag partilerin karar- larina karsi hukuk sahasinda mucadele vermekle yetindikleri icin marjinalize olmakta ve turk halkini alternatifsiz birakmaktadirlar. turkiye cumhuriyeti devletinin icinde bulundugu sorunlar karsisinda kendile- rini sag partilerin karsisina kapsamli, tutarli ve gercekci bir alternatif cikara- mamis olan gunumuzun turk sosyal demokrat ve demokratik sol partileri oldukca zor durumdadir. turk solunun iki tarafli bir kusatma altinda oldugu soylenebilir: bir yandan ataturk ve chp'nin mirasina sahip ciktiklari icin dev- letle butunlesmis goruntusu vermektedirler. bu nedenle ne devlet otoritesin- den ve siyasi baskilardan sikayetci olan gruplardan destek gormuslerdir ne de devlet kapitalizmi anlayisindan fayda goremeyen esnaf, kucuk olcekli girisimci, serbest meslek sahibi ve koylulerden yeterince oy alabilmislerdir. ayrica iktidara uzun sure sahip olamadiklari icin merkez sag partilerin kirk yildir uyguladiklari devlet kapitalizmine seyirci kalmaktadirlar. 1980'lerde anavatan partisi lideri rahmetli turgut ozal'in cizgisi bu konuda en ilginc ornegi teskil etmektedir: ozal bir yandan devletin butun kaynaklarini partisi- nin taraftarlari icin seferber ederken ote yandan devletin butun olumsu- zluklarinin faturasini sol partilere, ozellikle de shp'ye yukleyebilmistir. kirk yildir devlet otoritesinden pek bir yarar saglayamamakta olan sol partilerin bugun butun gunahlariyla birlikte devleti savunur pozisyona dusmeleri kanaatimca onemli bir strateji yanlisligina isaret etmektedir. turk sosyal demokrat hareketinin bugun yasadigi zorluklarin temelinde siyasi partiler arasi fikir mucadelesinde alinan zayif pozisyonlar kadar tabandaki orgutlenme yapisi da onemli role sahiptir. sosyal demokrat partiler iktidara talip olmak icin nasil orgutlenmeliler sorusunun cevabini refah partisinin son yillarda izledigi stratejide bulmak mumkundur. refah partisi toplumcu taraflari guclu olan bir parti olmasina ragmen devletten uzak gorunen ve ken- disini duzen karsiti olarak sunan bir parti olagelmistir. ayni zamanda da dunya sosyalist partilerinin 19.yuzyildan 20.yuzyila gecerken yasadiklari kitlesellesme hareketine benzer bir degisim surecinden gecmektedir. gucunu buyuk olcude sivil toplum orgutlerinden alan refah partisi bugun tarikatlar- iyla, sendikalariyla, sosyal yardim dernekleriyle, okullariyla, gazete ve televizyonlariyla turk sol hareketinin hicbir zaman sahip olmadigi bir butun- luk gostermektedir. halkla ve sivil toplum orgutleriyle ic ice olmak bir yan- dan vatandaslarin onemli ihtiyac ve sikintilarinin suratli bir sekilde parti mekanizmalarina yansimasini saglar bir yandan da vatandaslarin partinin siyasi felsefesi ve ekonomik programi hakkinda egitilmesini kolaylastirir. dunyanin pek cok ulkesinde sosyal demokrat partiler sivil toplum hareketleriyle cok yakin iliskiler, hatta organik baglar icinde oldugu halde, cumhuriyet halk partisi ise tarihi boyunca sendikalardan ve meslek gruplari- nin orgutlerinden kopuk olmustur. ornegin 1978-79 iktidar doneminde cum- huriyet halk partisi disk'ten de buyuk sermaye'den oldugu kadar siddetli muhalefet gormustur. turk sosyal demokrat hareketinin bu zaafinin en onemli nedenlerinden biri kanimca 1980 oncesi cumhuriyet halk partisinin muhalif sivil toplum hareketlerinden degil de ittihat ve terakki cizgisinden dogmus olmasidir. turk solu iktidar olarak dogdugu icin sokaktaki vatandasin dertlerine tercuman olmayi basaramamaktadir. halkcilik sosyalizmin dinamo- sudur vede chp'nin alti okundan biridir ama turk sol hareketi yeterince halkci olamamistir. bu cercevede dikkat cekici bir husus ingiliz, fransiz yada ispan- yol sol partilerinin yuksek duzey yoneticilerinin pek cogu toplumun orta yada alt duzeyli gelir gruplarindan gelmesine karsilik turk solunun liderlerinin iyi egitimli, yuksek statu sahibi, kentli ailelerden gelmesidir. `halk' icinden gelmeyen bir siyasetcinin felsefi gorusleri ne kadar halkci olursa olsun sec- menlerle baglanti kurmasinin nispeten daha zor olacagi asikardir. turkiye'de mutevazi ekonomik durumdaki ailelerden yada istanbul ve ankara'ya uzak koy ve kasabalardan gelen yetenekli gencleri siyasi mekanizmaya ve toplum- sal orgutlenmenin ust katmanlarina tasima gorevinin sosyal demokratlar yerine refah partisi tarafindan icra ediliyor olmasi onemle uzerinde durulmasi gereken bir noktadir. turkiye'de sosyal demokrat hareketin secmen tabani esas itibariyla aydinlar, profesyoneller, burokratlar ve sanayi iscilerinden olusur. fakat turkiye'de 20.yuzyil bati avrupa demokrasilerinden farkli olarak toplumun bu gruplari- nin oy tabani hicbir zaman demokratik bir secimle iktidari ele gecirecek duz- eye ulasamamistir. cok partili duzene gecildiginden beri turk sosyal demokrat partileri halkin cogunlugunu olusturan esnaf ve koylulere yeterince yonele- memistir. turkiye gibi sanayilesme surecini tamamlamadan hizmet sektoru- nun ekonomideki agirligi tirmanisa gecmis bir ulkede iktidar adayi olan bir partinin ya populist bir programla koylulere ve sehirli kucuk esnafa hitap etmesi yada serbest rekabeti tesvik edici ve devletin yetkilerini sinirlayici politikalarla girisimcilere ve buyuk sermayeye yonelmesi gerekir. turk solu bu iki metodu da merkes sagdaki rakiplerine birakarak kendini muhalefete mahkum edegelmistir. dolayisiyla ekonomik alandaki misyonunu elli yildir tam olarak yerine getirmemekte olan turk solu bugun tabanini refah partisine kaybetmesine sasirmamalidir. unutulmamalidir ki bir siyasi gorus ancak icinde bulundugu ulkenin demografik ve ekonomik yapisina uygun stratejiler uretmek yoluyla iktidar olabilir. turkiye ve dunya'dan verdigimiz cesitli orneklerden acikca anlasilmaktadir ki turk sosyal demokrat hareketi siyasi felsefenin iki temel konusu olan toplum- sal gruplar arasi ekonomik paylasim mucadelesi ve devletin toplum icindeki rolu konularinda uzerine dusen siyasi gorevi basarili sekilde yerine getireme- mistir. turk sol kanadinin bu konulardaki siyasi pozisyonu hem uluslararasi sol dusuncenin tarihi gelisme cizgisi paralelinde incelendiginde hem de turkiyenin bugunku toplumsal durumu icinde degerlendirildiginde onemli sorunlar goze carpmaktadir. bu durum siyasi sistemimiz acisindan buyuk bir sanssizliktir. sol hareket uzun yillardir ordudan buyuk sermayeye, koyluden esnafa, hatta nato muttefiklerine kadar pekcok grup tarafindan `tehlikeli' olarak algilandigi, bu gruplara kendini anlatamadigi icin bugun turk insaninin tercih sansi acemi bir devlet kapitalizmi ile teokrasi arasinda sikismistir. turkiye cumhuriyeti devleti 19.yuzyil ve 20.yuzyil devlet orgutlenme sekil- lerinin olumsuz yanlarini bunyesinde toplayan bir karmasa haline dusmustur. bu durumun en onemli nedenlerinden biri turk solunun pragmatik ve gercekci bir ekonomik cizgiye oturamamasidir. bugun gercekten de ataturk'un ortaya koydugu sekilde felsefi bazda vatansever, toplumcu, demokrat, laik, insan haklarina ve hukuka saygili, ama uygulamada pragmatik, dunya siyasi ve ekonomik kosullari ile turkiye demografisinin getirdigi gercekleri kabullen- mis ve bu alanlarda yenilikci cozumler ureten bir siyasi harekete ihtiyac vardir. turk solunun bu pozisyonu doldurmasi hem kendi siyasi basarisi icin hem de turkiye cumhuriyetinin geleceginin guvence altina alinmasi icin zorunludur.